resul's profilekişisel depresyon anlarıPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
kişisel depresyon anlarıkisiseldepresyonanlari.com |
||||||||||||||
|
March 05 yine kendimeyine kendime sordum içimde dolaşan kırntıların sebebini. bir nutuk bir nida bir tebessümlesarıldım sessizce kendime, içimdeki sessizliğe. bir kez daha geçtim aynannın karşısına saçlarımı düzelttim, traş oldum, soluksuz kalacağımı bilerek en pahalı parfümleri sıktım. içime attım en derindeki hislerimi. bekledikçe büyüdü bekledikçe kapladı benliğimi yoksunluğun. uzakken büyüdü herşeyi kentler, yollar,üzerinden senin giibi hızla geçen arabalar. bir yaprak düşüşüne büründü herşey. toz olmaya çalıştım, bir rüzgar yada kısa süre sonratacağğın bir çöpkırıntısı. kendime göre en ihtişamlı halimle. başka aşkların fırlattı beni, kıskanmayı öğrendim, özlemeyi öğrendim, ağlamayı öğrendim.. eksildim büyüdüğümü sanarak.yok sadece bekledim... bir kezhatırlıyorum seni...bir kezhatırlıyorum seni... hep aynı halin hep aynı gülüşün yüzünde. küçük bir somurtmanın ardından. en cok sessiz kalışını seviyorum, yada güşünü, ağlamanı sızlanmanı... beki de herşeyini. artık geç batmaya başlıyordu güneş. her seferinde sana uzanan girdapların birinde boğulacağım için korku, nefret, acı bir neşe umut doluyordu içime. bütün tezatlıklar sana yaklaştıkça değerleniyordu hayatımda. akşam oluyordu, yavaş yavaş üzerimize farklı acılar düşüyordu, gözlerimize bürünürken gece... az sonra ağlayacaktırk, ufak bir atıştırmanın ardından soğuyan havayla titreyerek. acı içinde belkide acı çektiğimizi sanarak. sana dair ne hatırlıyorum. yüzünü ellerini, saç şeklini?... hiç birşeyini... bir şekle büründüremediğim seni içime sıgdırıyoordum yalnızca... sıcak bir bekleyişle beraber... oysa ger seferinde sıradan bir insan olduğumu unutuyordum...herhangi biri... ve şimdi seni sevdiğim için özür diliyorum... umarım bir daha olmayacak... March 15 Öylece susuyordun...Öylece susuyordun. Gözlerinin altındaki torbalar, küçük yüzünde gerçek olmayan bir dalgalanmaya sebebiyet veriyordu. Yalan bile olsa o an ağladığını görmemek için yüzümü döndüğüm duvarın pürüzlü yüzeyinde bize ait sahneler oynuyordu ağaç gölgeleri ve ilk defa onlara yorganın dışından bakıyordum. Gözlerimi sektirmeden. Her şey öyle oldu. Başladığı yerde sessizce bitti. Sessizlik sadece gırtlağımızda yer eden küçük bir meltemin bıraktığı yutkunmalardan ibaretti. Benim sana anlatacak çok şeyim vardı seninse başkalarına. Gitmeyi seçtin, küçük bir muamma içinde sessizce. Gölgeler sadece kendini yanına aldığını söylüyor ve çocuklar arkana bile bakmadığını. Soluk bir duvarda, soğuk bir köşede şimdi izliyorum seni. Büyük bir yumru dudak kıvrımıma kadar ilerlemiş, son bir nefes alma çaresizliğimde yüzümün asit tabakasına bulaşacak kelimelerin ıslıkları yayılıyor inceden. Yo bu bir isyan değil, ya da büyük bir çığa dönüşecek hiddet küpleri, sadece şimdi bin bir parçaya ayrılan iç organlarımın özgürleşme istekleri, ardından sana koşma çabaları. Benliğimden hariç, vücudumda da dirayet kalmamışken. Öylece kalıyorum, ellerim göbeğimin ikinci kıvrımına yaslanmış, bütün bedenimi senle kusuyorum, yavaş yavaş bütün zehri atıyordum vücudumdan. Öylece susuyordun. Duvardaki dallar üzerimde büyüyordu yavaşça. Vücudum seni iterken iç organlarım beraberinde gidiyordu. Gidiyordun, sayılarla örülmüş, belalı bir kadere. Ellerim titriyordu, gözlerimde son kez hayalin beliriyordu mıhlanmadan. Aklım bokuma karışıyordu ve Türk Dil Kurumu da onaylıyordu beni gizlice. Gidiyordun ve sen gittikçe eziliyordu bedenim, bir ışığa yürüyordun sızlıyordu bedenim, sen ışığa sarıldıkça sen(r)siz kalıyordu bedenim. Koca bir senenin yarısını beklemek ha! Bir ölüyle, küçük dalgalarla boğuşurken, bir ümit ölmedim, sana ulaşacağım derken. Yoksun, korkuyorum, nedensiz, kendimden korkuyorum, çaresiz. Sana kızmıyorum. Kimi sevsem onla birlikte bende uzaklaşıyorum kendimden bazen bir başka şehirde soluk alıyormuşum gibi bir parçam acıyor onlar farkında olmasalar bile bütün gücümle besliyorum onları ve sende kalan son hayat kırıntıları. Öylece susuyordun. Hayatımı sön kez dallar oynuyordu, büyük bir kan gölünün içinde, son kez boğazıma kazınmış adın içinde... Gökyüzünde bile özlüyorum seni! Yaşadığını bildiğim halde... Koca Bir Senenin Yarısını BeklemekKoca bir senenin yarısını beklemek sadece bu gün için bu kadar koyar insana. Küçücük iki mesaja sığdırılmış hayatı hakkında hiçbir fikri olmayan kelimeler gibi. Bu akşam olmalıydı, bu akşam beklemekten daha güzel olmalıydı. Bu akşam sadece olmalıydı. Ve biliyorum koca bir senede bekleyerek geçmeyecek belki, senin kaçıramayak geçiremeyeceğin gibi.
Uzakta olmanın hüznünü yaşarken asıl uzaklığın yaklaşmaya başlayınca başlaması ertelenen soruların aslında gün ışığına çıkıp, vücuduma çarptığında ısıtamayacak güneşin aydınlığında gerçeklere olan sadakatin aslında onlardan kaynaklanan bir yalan olması asıl kemiren beni. Aslında beklemek sorun değil asıl sorun bilinçsiz ve şuursuz beklemek.
Gün geldiğinde beklediğini unutmak tıpkı ölümü unutur gibi.
Bu gece son, belki her şey belki hiçbir şey için. Ve sadece bir otobüs mesafeleri yakın kılarken bir insanı bu kadar uzaklaştırabilir hayattan. Ve aslında ne olduğunu bilmediği bir hayal üzerine. Sonuçta hayal bir bardak suya gerek kalmadan kendini bitirdi için için kemirmeye başladı. Bu son oldu ve sonlar sürekli yazıldı.
Doğrular ne? —Sadece soru işaretleri. —Bunlar kesin yargı bildirir mi?
Bu mesaj niye yazıldı? Çünkü yazılmalıydı. Belki bunu üzerine bir şey söylenmeyecek bir şey yazılmayacak. Belki de hemen bunun akabinde derin sohbetlere soyunulacak. Ama en iyi gidiş bu şekilde olandır: Küçük bir hoş çakalı göğsünü gere gere söyleyerek.
Hoşça kal!
Kendine iyi bak! Görüşmek umuduyla!
Ve küçük bir alıntıyla bitirmek.
SS (K)
Bir masal başladı her kelimesinde sevgi olan. Ve onsuz, size rağmen geldi, bir küçük mutluluk, koskoca bir umutla birlikte.
Herkes biliyordu, oysa bu hikaye burada bitmezdi, belki; iki kelimenin birleştiği ve yazarının “son” yazdığı yerde. Ama olmadı kelimeler devam edip öykü yaşanırken ve yaşatırken kendini, bir sicim gibi kapladı üzerini ayrılık. Ve zaman uzadıkça aşklarda uzadı.
...
ve bir hikaye burada bitti, daha başlamaya yüz tutmuş hikayeleri ardına koyarak. Ve bir hikaye gibi başladı son yazılırken bile hep bir yürekten hep bir ağızla... Duvar'aSözde aşklar sarmışken şu bedenimi, sen sarılma ne olur. Korkarım kendimden seni de onlardan sanıp, duygusuzca sararım diye.
Biliyorum aslında bir daha kokunu duyamayacağımı ve kahkahanı. Ama özlüyorum, seni ve o günlerdeki beni. Senden sonra, seni kaybettiğim yetmiyormuş gibi içimi de kaybettim. Artık boş bakışlarım ve soğuk ellerim var. Hatırlar mısın? O soğuk İstanbul gecelerinde bile soğumazdı ellerim ve asla boş bakmazdı gözlerim hayata. Senden sonra o bebeksi kokumu da kaybettim yada en azından artık kimse almıyor o kokuyu. Keşke kaybettiklerim seninle gelebilecek kadar yakınımda olsalar. O zaman belki... Ama değil ve artık olamaz. O kadar kirlendim ki yüzümü bile tanıyamazsın. Sesime kadar kirletti hayat beni. Artık “seni seviyorum” derken titremiyor o senin çok sevdiğin La minör sesim. O kadar katılaştı ki kalbim, hani seni gördüğümde kuş kanadı gibi olurdu ya, artık atmıyor bile en mutlu olduğum sanılan zamanlarda. Saçlarım beyazladı mesela, hala uzunlar ama yarısını döktüm senden uzaklaşan yolda.
Ve hala tahmin bile edemeyeceğin kadar inatçıyım dünyaya. Ve senden sonra daha bir kızgınım dökülen yapraklara. Ve senden sonra... Hala burkuyor içimi biliyor musun şu yağmur denen baş belam. Belki de eski benden tek kalan duygusal miras bu, yağmurun anlamsız ve yıpratıcı etkisi. Hala var yani içimde, bir parça dahi olsa romantizm. Bakma! Artık yapmıyorsam o küçük, mum ışığı muhabbetlerini, çalmıyorsam kalbimle gitarımı, senden sonrayı yaşadığım içindir. Bıraksalar da bir dönebilsem siyah beyaz olan, o adadaki günlere. Bak nasıl okurum aşk şiirlerini ilk ağızdan. Yok ama. Yapamaya bilirim. O kadar çok düştüm ve koştum ki, nefesim yetmeye bilir.
Ne yaptığın ve hatta yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyorum. Ama bildiğim ve emin olduğum tek bir şey var; eski seni ben bile bulamam artık. Çünkü ben ki, hep yere yakındım, bu hale geldim. Sen ki, ne yapmışsındır o yükseklikten düşünce sahteliğin tam içine. Yalan dokunuşlar yumruk etkisi yapmıştır ve kanatmıştır tenini, yardım içinmiş gibi uzanan ellerin sahteliği hele, kavurmuştur beyaz kalbini.
Beraberken çoktuk, ikiydik ama tam bir iki. Tek olduk, çok bizi eritti yavaş yavaş. Ama mecburduk yalnızlığa. Ya çok geç kalsaydık, kopamasaydık, sevgimizden kaynaklanan yalnızlığa dalıp sonra da nefes almak için birbirimizden izin koparmaya çalışsaydık. Ya kirletseydik sevdamızı. Bak, o zaman hiç yaşayamamış olacaktık tam bir sevdayı...
Yağmur durdu. Artık dönmeliyim yatağıma, bir de dıngırtısını çekmiyim yolcumun. İlk durakta inecek zaten...
Seni özlüyorum... February 25 d@bbe (yorum(suz)) (dijitalvideo.net yazısı)25.02.2006 tarihinde Kadıköy Rexx sinemasında 2. salonda 14.50 seansında 4. sırada ve 12. koltukta filmi izlemeye koyulduğumda etrafımda koltuklara serpilmiş insan kabarcıklarının filmin ilerleyen sürelerinde birler birer patlayıp üzerime sıçrayacaklarından habersizdim. Peki ne oldu? Burada sinema adı vermem kurum lekelemek, ya da çamur atmakla bağdaşmamakta aksine bu tarihte sinemada bulunan izleyicinin belki de dünyanın en kötü sinema izleyicisi olduğunu belirtmek ki bu yazıyı o saatte salonda olup şu an bu yazıyı okuyan varsa beni daha iyi anlayacaktır (benim gibi düşünüyorsa tabi ki). Film nasıl izlenmeli peki? Film izlenmeye gidilir, artık eskilere özgü kaçamak buluşmalar olmadığından ben artık sinemanın "aşne fişne" işler için kullanılan bir yer olduğunu düşünmüyorum. Film izlerken dış hayattan kendinizi soyutlamanız gerekmektedir bil elinizde cep telefonuyla mesaj göndererek bir filmden zerre kadar bir şey anlamazsınız. Film izlerken bir şey yemek içmek lüksü yoktur, hatta patlamış mısır bile bir sinema yiyeceği değil amerikan emperyalist dünyasının biz bu filmi satıyoruz (Amerikanvari bir buluştur) yanına nasıl bir şeyler daha satsak ta çok para kazansak amaçlarından doğmuştur. Filmi izlerken mümkün olduğunca tarafsız olmanız gerekmektedir. Yanı bu öylemi olur böylemi olurlardan çok film karakterlerinin yerine kendinizi koyup onların gözlerinden olayı izlemeniz gerekir. Sonuçta siz bir hayal izliyorsunuz her hayalde de bazı imkânsızlıklar bulunur. Bir şeyi beğenip beğenmemek tabiî ki size bu konuda kimse size dahili ve harici baskılarda bulunamaz, filmi beğenmediyseniz film arasında çıkar gidersiniz eğer verdiğiniz paraya acırsanız sessizce başkalarının da rahatsız olabileceğini düşünerek kalkar gidersini... Örnekler çoğaltılabilir, hatta abartılım onlarca ciltlik kitaplar bile yazılabilir. Önce yeter ki filmi nasıl izleyeceğimizi bilelim.
Site sakinleri genelde kıyısından da olsa sinemayla alakalı insanlar. Buna rağmen ben sitede pek film eleştirisi görmüyorum yapanlarda benim yorumlarım üzerine katılımlarda bulunuyor. Belli bir bilince sahip olan insanlar olarak biz bu konuda yorum yapmıyorsak diğer abuk sabuk insanların da en azından yorumlarını daha kişisel yapmaları gerekmektedir. Beki ben drama ve korku ağılıklı projeler oluşturan bir insan olarak neler yapmalıyım insanların beğenmesi için. 1. Hiç bilmediğim dinlerin veya olayların yoğrusunu yapmalıyım. 2. Argo kullanmamalıyım. 3. Kaçmamalıyım, kaçarsam düşmemeliyim. 4. Diyaloglarda düzgün Türkçe kullanmalıyım/kullanmamalıyım 5. Böö sahnelerini bol kullanmalıyım... . . . Yine örnekleri çoğaltabiliyoruz. Bir diğer soru şu biz filmlerimizi neden Türkçe çekmeye çalışıyoruz. Eğer İslam öğesi varsa Arapça, Budizm varsa Japonca, Musevilik varsa İbranice kullanalım. Ha biz bunlara da gülüyorum. Yeri gelmişken biz her şeye gülüyoruz. Şunu anlıyorum biz bu işi yapamıyoruz. Aslında yapıyoruz da nasıl derler anlayamıyoruz. Bir önceki yazımda "biz yapabildiğimizden fazlasını yapmaya çalıştığımız için yapamıyoruz" tarzı bir ibare kullanmıştım peki Hasan Karacadağ ne yapmış? Filme genel olarak baktığımda bir kaç makyaj hatası dışında hata görmedim, görsel efektlerde ise çoğunlukla kullanılan atmosfer karanlık olduğu için efektlerdeki hataları gizlemek gayet kolay olmuş. Bir bütün olarak düşündüğümde özel efektlerde abartma gözlemlemedim. Film kurgusuna gelince "geri dönüşler" oldukça sık kullanılmış aynı sıklıkta ileri sahneler de olağan akışın içine serpiştirilmiş. Bu durumda sahnenin anlaşıla bilirliği geri dönüşler ve ileri atlamalar arasında zaman karışıklığı meydana getirmiş ve akıl karışıklığına neden olmuş. Filmi izlerken açıkça belli olan bir Japon korku edasıyla karşılaşmamak mümkün değil. Objeler arasındaki bağlantı yadsınamaz derecede iyi işlenmiş. Japon korkularını sevenler için eşdeğer bir film. Oyunculuk bakımından zayıf olduğunu belirtmek aslında yersiz olur. Buna rağmen verilenin en iyisi verilmiş açıkçası bende dizi oyuncularını görmek istemezdim. Muhtemelen yapılmak istenen ünlü oyunculara tonlarca para ödemek yerine efektlere harcanmak istenmiş. Peki, gerçekten korkutuyor muydu? Belki hayır, ama yapılan işin akılda soru işaretleri uyandırması asıl olan. Zaten Japon sinemasının geneline baktığımızda an için duygu değilde, bilinçaltına yerleştirilen bir etki olduğunu hepimiz biliyoruz. O halde dabbe bize yakınlığı nedeniylede bu soru işaretlerini pekiştiriyor. Ama biz millet olarak her şeyi çok bildiğimiz için (?!) bunlara gülüp geçiyoruz.
Sonuç olarak dabbe son zamanlarda yapılmış en iyi korku filmleri arasında hatta kült olabilecek bir yapıda. Devamının çekileceği konusundaki duyumlarda ise Deccal ve Kıyamet kelimeleri geçiyor. Düşünceler baya büyük ama büyümek içinde büyük düşünmek gerekir. Merakla Bekliyorum.
July 24 beşKoca bir senenin yarısını beklemek sadece bu gün için bu kadar koyar insana. Küçücük iki mesaja sığdırılmış hayatı hakkında hiçbir fikri olmayan kelimeler gibi. Bu akşam olmalıydı, bu akşam beklemekten daha güzel olmalıydı. Bu akşam sadece olmalıydı. Ve biliyorum koca bir senede bekleyerek geçmeyecek belki, senin kaçırmayarak geçiremeyeceğin gibi.
Uzakta olmanın hüznünü yaşarken asıl uzaklığın yaklaşmaya başlayınca başlaması ertelenen soruların aslında gün ışığına çıkıp, vücuduma çarptığında ısıtamayacak güneşin aydınlığında gerçeklere olan sadakatin aslında onlardan kaynaklanan bir yalan olması asıl kemiren beni. Aslında beklemek sorun değil asıl sorun bilinçsiz ve şuursuz beklemek.
Gün geldiğinde beklediğini unutmak tıpkı ölümü unutur gibi.
Bu gece son, belki her şey belki hiçbir şey için. Ve sadece bir otobüs mesafeleri yakın kılarken bir insanı bu kadar uzaklaştırabilir hayattan. Ve aslında ne olduğunu bilmediği bir hayal üzerine. Sonuçta hayal bir bardak suya gerek kalmadan kendini bitirdi için için kemirmeye başladı. Bu son oldu ve sonlar sürekli yazıldı.
Doğrular ne? -Sadece soru işaretleri. -Bunlar kesin yargı bildirir mi?
Bu mesaj niye yazıldı? Çünkü yazılmalıydı. Belki bunu üzerine bir şey söylenmeyecek bir şey yazılmayacak. Belki de hemen bunun akabinde derin sohbetlere soyunulacak. Ama en iyi gidiş bu şekilde olandır: Küçük bir hoş çakalı göğsünü gere gere söyleyerek.
Hoşça kal!
Kendine iyi bak! Görüşmek umuduyla!
Ve küçük bir alıntıyla bitirmek.
SS (K)
Bir masal başladı her kelimesinde sevgi olan. Ve onsuz, size rağmen geldi, bir küçük mutluluk, koskoca bir umutla birlikte.
Herkes biliyordu oysa bu hikaye burada bitmezdi, belki; iki kelimenin birleştiği ve yazarının “son” yazdığı yerde. Ama olmadı kelimeler devam edip öykü yaşanırken ve yaşatırken kendini, bir sicim gibi kapladı üzerini ayrılık. Ve zaman uzadıkça aşklarda uzadı.
...
ve bir hikaye burada bitti, daha başlamaya yüz tutmuş hikayeleri ardına koyarak.. ve bir hikaye gibi başladı son yazılırken bile hep bir yürekten hep bir ağızla... |
There are no categories in use.
|
|||||||||||||
|
|