resul's profilekişisel depresyon anlarıPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
February 25 d@bbe (yorum(suz)) (dijitalvideo.net yazısı)25.02.2006 tarihinde Kadıköy Rexx sinemasında 2. salonda 14.50 seansında 4. sırada ve 12. koltukta filmi izlemeye koyulduğumda etrafımda koltuklara serpilmiş insan kabarcıklarının filmin ilerleyen sürelerinde birler birer patlayıp üzerime sıçrayacaklarından habersizdim. Peki ne oldu? Burada sinema adı vermem kurum lekelemek, ya da çamur atmakla bağdaşmamakta aksine bu tarihte sinemada bulunan izleyicinin belki de dünyanın en kötü sinema izleyicisi olduğunu belirtmek ki bu yazıyı o saatte salonda olup şu an bu yazıyı okuyan varsa beni daha iyi anlayacaktır (benim gibi düşünüyorsa tabi ki). Film nasıl izlenmeli peki? Film izlenmeye gidilir, artık eskilere özgü kaçamak buluşmalar olmadığından ben artık sinemanın "aşne fişne" işler için kullanılan bir yer olduğunu düşünmüyorum. Film izlerken dış hayattan kendinizi soyutlamanız gerekmektedir bil elinizde cep telefonuyla mesaj göndererek bir filmden zerre kadar bir şey anlamazsınız. Film izlerken bir şey yemek içmek lüksü yoktur, hatta patlamış mısır bile bir sinema yiyeceği değil amerikan emperyalist dünyasının biz bu filmi satıyoruz (Amerikanvari bir buluştur) yanına nasıl bir şeyler daha satsak ta çok para kazansak amaçlarından doğmuştur. Filmi izlerken mümkün olduğunca tarafsız olmanız gerekmektedir. Yanı bu öylemi olur böylemi olurlardan çok film karakterlerinin yerine kendinizi koyup onların gözlerinden olayı izlemeniz gerekir. Sonuçta siz bir hayal izliyorsunuz her hayalde de bazı imkânsızlıklar bulunur. Bir şeyi beğenip beğenmemek tabiî ki size bu konuda kimse size dahili ve harici baskılarda bulunamaz, filmi beğenmediyseniz film arasında çıkar gidersiniz eğer verdiğiniz paraya acırsanız sessizce başkalarının da rahatsız olabileceğini düşünerek kalkar gidersini... Örnekler çoğaltılabilir, hatta abartılım onlarca ciltlik kitaplar bile yazılabilir. Önce yeter ki filmi nasıl izleyeceğimizi bilelim.
Site sakinleri genelde kıyısından da olsa sinemayla alakalı insanlar. Buna rağmen ben sitede pek film eleştirisi görmüyorum yapanlarda benim yorumlarım üzerine katılımlarda bulunuyor. Belli bir bilince sahip olan insanlar olarak biz bu konuda yorum yapmıyorsak diğer abuk sabuk insanların da en azından yorumlarını daha kişisel yapmaları gerekmektedir. Beki ben drama ve korku ağılıklı projeler oluşturan bir insan olarak neler yapmalıyım insanların beğenmesi için. 1. Hiç bilmediğim dinlerin veya olayların yoğrusunu yapmalıyım. 2. Argo kullanmamalıyım. 3. Kaçmamalıyım, kaçarsam düşmemeliyim. 4. Diyaloglarda düzgün Türkçe kullanmalıyım/kullanmamalıyım 5. Böö sahnelerini bol kullanmalıyım... . . . Yine örnekleri çoğaltabiliyoruz. Bir diğer soru şu biz filmlerimizi neden Türkçe çekmeye çalışıyoruz. Eğer İslam öğesi varsa Arapça, Budizm varsa Japonca, Musevilik varsa İbranice kullanalım. Ha biz bunlara da gülüyorum. Yeri gelmişken biz her şeye gülüyoruz. Şunu anlıyorum biz bu işi yapamıyoruz. Aslında yapıyoruz da nasıl derler anlayamıyoruz. Bir önceki yazımda "biz yapabildiğimizden fazlasını yapmaya çalıştığımız için yapamıyoruz" tarzı bir ibare kullanmıştım peki Hasan Karacadağ ne yapmış? Filme genel olarak baktığımda bir kaç makyaj hatası dışında hata görmedim, görsel efektlerde ise çoğunlukla kullanılan atmosfer karanlık olduğu için efektlerdeki hataları gizlemek gayet kolay olmuş. Bir bütün olarak düşündüğümde özel efektlerde abartma gözlemlemedim. Film kurgusuna gelince "geri dönüşler" oldukça sık kullanılmış aynı sıklıkta ileri sahneler de olağan akışın içine serpiştirilmiş. Bu durumda sahnenin anlaşıla bilirliği geri dönüşler ve ileri atlamalar arasında zaman karışıklığı meydana getirmiş ve akıl karışıklığına neden olmuş. Filmi izlerken açıkça belli olan bir Japon korku edasıyla karşılaşmamak mümkün değil. Objeler arasındaki bağlantı yadsınamaz derecede iyi işlenmiş. Japon korkularını sevenler için eşdeğer bir film. Oyunculuk bakımından zayıf olduğunu belirtmek aslında yersiz olur. Buna rağmen verilenin en iyisi verilmiş açıkçası bende dizi oyuncularını görmek istemezdim. Muhtemelen yapılmak istenen ünlü oyunculara tonlarca para ödemek yerine efektlere harcanmak istenmiş. Peki, gerçekten korkutuyor muydu? Belki hayır, ama yapılan işin akılda soru işaretleri uyandırması asıl olan. Zaten Japon sinemasının geneline baktığımızda an için duygu değilde, bilinçaltına yerleştirilen bir etki olduğunu hepimiz biliyoruz. O halde dabbe bize yakınlığı nedeniylede bu soru işaretlerini pekiştiriyor. Ama biz millet olarak her şeyi çok bildiğimiz için (?!) bunlara gülüp geçiyoruz.
Sonuç olarak dabbe son zamanlarda yapılmış en iyi korku filmleri arasında hatta kült olabilecek bir yapıda. Devamının çekileceği konusundaki duyumlarda ise Deccal ve Kıyamet kelimeleri geçiyor. Düşünceler baya büyük ama büyümek içinde büyük düşünmek gerekir. Merakla Bekliyorum.
TrackbacksThe trackback URL for this entry is: http://ckedsts.spaces.live.com/blog/cns!C2064FDDA450741!339.trak Weblogs that reference this entry
|
|
|